Kemaleddin Hocamızın Ardından

Kemaleddin Hocamızın Ardından

 

 Murat Kaan Çelik

Bu gurbet diyarından bir güzel insan daha vatan-ı aslîsine göç eyledi.

Önden gidenlere selâm olsun!

Manevi arayış sürecindeyken bir abimizin vesilesiyle tanışma şerefine nail olmuştum Kemaleddin Hocamızla…

Kendisini telefonla arayarak randevu talep etmiştim. Allah razı olsun, cumartesi günü öğleden önce SGA binasına davet etmişti beni.

Sesinde ayrı bir letâfet, konuşmasında insana huzur veren bir sükûnet vardı. Cumartesiyi iple çektim.

Cumartesi günü gelince SGA binasına gittim. Odasına girdiğimde ak sakallı, beyaz takkeli, nur yüzlü bir pîr-i fânî ile karşılaştım. Daha ilk karşılaşmada gönlümde tarifi güç bir yakınlık ve muhabbet peyda oldu.

“Hoş geldin” deyip yanına oturttu. Sanki yıllardır tanıdığım bir büyüğümün yanında içimi döker gibi anlattım derdimi. Mübarek, tebessüm ederek dinledi beni.

Sonrasında şöyle buyurdu:

“Biz bu dünyaya yalnızca Allah’a kul olmak için geldik. Diğer her muradımız, bu asıl murada matuf olmalıdır, Murad evladım. Bunu unutmayalım inşallah. Rabbimize kulluğun yollarını arayalım, vesilelerine sarılalım. Tasavvuf da işte bu vesilelerden biridir. Aman evladım, Cenâb-ı Hak bizleri Zâtına kul olma muradından mahrum eylemesin.”

“Âmin” dedikten sonra müsaade isteyip huzurdan ayrıldım.

Sonraki yıllarda ,elhamdülillah, kendisiyle pek çok defa bir arada olma, hizmetlerinde bulunma şerefine nail oldum. Her seferinde kendisine olan muhabbetim daha da perçinlendi.

Yaşayan bir Allah dostuydu çünkü Kemaleddin Hocamız…

Bir Peygamber mirasçısıydı…

Bir evliya yoldaşıydı..

Hâliyle öğretiyor, yaşayışıyla tesir ediyor, gönlüyle gönüllerimizi ihya ediyordu…

Kemaleddin Hocamızın hayatı üç esas üzerine kuruluydu: Zikir, sohbet ve hizmet. Bütün ömrünü bu üç hususiyetin etrafında şekillendirmişti. Hayatına yön veren bu üç esası, onun kendi ifadeleriyle hatırlayalım inşallah.

Zikri tarif ederken şöyle buyurmuştu:

“Zikir, Allah’a verdiğimiz sözdür evladım. Kemaleddin Amca’nıza verdiğiniz bir söz değildir. Bana karşı mahcup olmaktan çekiniyorsunuz ya… asıl düşünmemiz gereken, Allah’a karşı mahcup olup olmayacağımızdır. Aman evladım, zikirden vazgeçmeyelim. Cenâb-ı Hakk’a karşı mahcup olmayalım.”

Amin…

Zikir, Kemaleddin Amcamızın hayatında dil ile yapılan bir ikrarın çok ötesindeydi. Allah ile olan bağı diri tutmanın, verilen sözü hatırlamanın ve kulluk şuurunu muhafaza etmenin bir vesilesiydi.

Bu sebeple zikriden bahsederken hep “sorumluluğumuz” olduğunu hatırlatırdı.

İnsanın Allah’a verdiği sözü hatırlaması, o sözün gereğini hayatına taşıması ve Rabbine karşı mahcubiyet duygusunu gönlünde diri tutması gerektiği vurgulardı

Sohbetleri de aynı kulluk şuurunun yansımasıydı.

Bir sohbetinde şöyle buyurmuştu :

“...Sohbetleri aman ihmal etmeyelim kardeşler. Sohbetsiz tasavvuf olmaz. Çünkü sohbet de bir mânevî terbiye vesilesidir. Sahabe sohbet demektir. Sahabe efendilerimiz, Peygamber Efendimiz’in sohbetinde bulundular; O’nun sözlerinden, hâlinden, edebinden ve yaşayışından istifade ettiler. Muhterem Osman Efendi Üstadımız’da muhitin insan üzerindeki tesirine çok ehemmiyet verir. İnsan, beraber bulunduğu kimselerden doğrudan tesir alır. Kiminle oturup kalktığımız, kimlerle hemhâl olduğumuz, gönlümüzün hangi insanların arasında şekillendiği çok mühimdir. Güzel insanların yanında bulunan, onların hâlinden nasibini alır. Sohbetin bereketi de buradadır. İnsan yalnızca söylenen sözü duymaz; bir hâli görür, bir edebe şahit olur, bir gönlün Allah’a olan muhabbetinden istifade eder. Onun için güzel insanların muhitinden uzak kalmayalım. Sohbetleri ihmal etmeyelim. Cenâb-ı Hak bizleri sohbetlerden, güzel insanların muhitinden ve onların güzel hâllerinden mahrum bırakmasın…”

Amin.

Hizmet ise hayatının üçüncü esasıydı.

Hizmetle ilgili de şunları söylemişti:

“...Biz ne bulduysak sohbette, ne gördüysek hizmette gördük. Sâmi Efendimiz’de de, Musa Efendimiz’de de, Osman Efendimiz’de de hep buna şahit olduk. Kardeşler, büyüklerimizin ifadesiyle biz dünyaya Allah’a kul, mahlûkatına hizmet etmeye geldik. Bu iki kanat gibidir; biri olmazsa kuş uçmayacağı gibi, insan da bu iki esas olmadan kemale eremez.”

Hakikaten de Kemaleddin Hocamız,biiznillah, bu iki kanadı bir ömür birlikte taşıdı: Rabbine kulluk etti, mahlûkata hizmet etti; son anına kadar…

Bunu bir methiye olsun diye söylemiyorum; hayatı buna şahitti.

Abdullah Efendi Hocamız bir defasında Kemaleddin Amcamızın Moğolistan seferinden bahsetmişlerdi. Doksanını aşkın yaşına rağmen, “Kardeşler beni Moğolistan’a davet etmiş.” diyerek müsaade istemiş ve yola çıkmış. Aradan birkaç yıl geçmiş, Kemaleddin Amcamız doksan beş yaşını da aşmış. Buna rağmen gönlü yine yollara düşmüş; yeniden Moğolistan’a gitmek istemiş.

Abdullah Efendi Hocamız bu hâli büyük bir muhabbetle anlatmışlardı. Doksan beşini aşmış bir insanın, uzak bir memlekete yeniden hizmet için gitme arzusu… Hakikaten imrenilecek bir hâl. Beden ihtiyarlamış, yollar uzamış; fakat gönüldeki hizmet aşkı ilk günkü tazeliğini muhafaza etmiş.

İnsanın ömrüne asıl manayı veren, geçen yılların çokluğu değil, o yılların ne uğruna yaşandığıdır. Kimi ömrünü kendi etrafında tüketir, kimi de Rabbine kulluk ve mahlûkata hizmet yolunda vakfeder.

Abdullah Efendi Hocamız, bu hâli anlattıktan sonra şöyle buyurmuşlardı: “Ömür var, bir asrı isyanla geçirmiş; ömür var, bir asrı hizmete koşarak geçirmiş. Elhamdülillah, böyle numuneyi imtisal abilerimiz var.”

Kemaleddin Hocamızın hayatı, bu sözün manasını taşıyan bir ömürdü. Yaş ilerledikçe hizmete olan iştiyakı eksilmedi; aksine gönlündeki hizmet sevdası daha da derinleşti. Rabbine kulluk etti, mahlûkata hizmet etti ve ömrünü bu iki kanadın üzerinde tamamladı.

Şimdi o güzel insan, kıymetli büyüğümüz, dua çınarımız bu gurbet diyarından asıl vatanına göç eyledi. Ardında nice güzel hatıralar, hayır duaları ve kendisinden istifade etmiş nice gönül bıraktı. Bizlere düşen, onun ardından duyduğumuz hüznü bir duaya, muhabbetimizi bir gayrete, hatırasını da güzel bir amele dönüştürmektir.

Rabbim rahmetiyle muamele eylesin. Makamını âlî, menzilini mübarek olsun. Sâmi Efendimiz’in, Musa Efendimiz’in ve Osman Efendimiz’in yolunda geçen ömrünü dergâh-ı izzetinde kabul buyursun.

Bizleri de kendisinin dilinden düşürmediği o iki murada, Allah’a kulluk ve mahlûkata hizmet şuuruna sımsıkı sarılanlardan eylesin.

Ruhuna bir Fâtiha-i Şerife, üç İhlâs-ı Şerif okuyalım inşallah…