Kalpten Hayata: Sırât-ı Müstakim Üzere Yaşamak

Kalpten Hayata: Sırât-ı Müstakim Üzere Yaşamak

Rasûlullah’a “Beni ihtiyarlattı” dedirtecek kadar zor olan nokta ise istikamet emrinin kendisiyle ilgili kısmından ziyade asıl ümmeti ile ilgili kısmı olsa gerektir. Zira buyruluyor ki: “Seninle beraber tövbe edenler de” yani şirkten tövbe edip de imanda seninle beraber bulunan Müslüman olan herkes de tıpkı senin gibi dosdoğru olsun ve azmayın. Allah’ın tayin ettiği sınırları aşıp da onun dışına çıkmayın.

Gördüğümüz ve göremediğimiz bütün varlıkların yegâne Sahibi ve Mâliki, tüm yarattıkları için ilahî bir nizam koymuştur.

Yaratılanların en şereflisi olan insan için ise peygamberler ve onlara vahyedilen kitaplar vasıtasıyla ilahî hayat ölçüleri bildirilmiştir. İnsan önce bu ölçüler içinde kendini ve varlığı okuyacak, sonra da yine bu ölçüler içinde yaşayarak dünya ve ukbâ saadetine ulaşacaktır.

Yüce Rabbin insan için seçtiği bu ebedî saadet yolunun adı “sırat-ı müstakim”dir. Sırat-ı müstakim; nebilerin, sıddıkların ve Allah'ın salih kullarının takip ettikleri, yaşadıkları hayatın adıdır.

Bu yolda hayat sürmenin bir diğer adı da istikamet üzere olmaktır. İstikamet; doğru yoldan, sırat-ı müstakimden sapmadan, yolu kaybetmeden ilerleyebilmektir. Bu, yüce Rabbimizin öncelikle sevgili Habibine, sonra da onunla birlikte olan mü’minlere çok özel bir emridir.

 

“Şimdi (Habibim!), emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Beraberinde tövbe edenler de dosdoğru olsunlar, aşırı gitmeyin; muhakkak O, bütün yaptıklarınızı görüp duymaktadır.” (Hûd, 112).

 

Merhum Elmalılı'nın yorumu ile:

“Sen ey peygamberim, her hususta doğrulukla emrolunmuş bulunuyorsun. Her işte Kur'an’da emrolunduğun gibi sırat-ı müstakim üzere tam bir doğrulukla hareket etmen, vahye uyman, Kur'an ahlâkı ve ahkâmı uyarınca hareket edip bilfiil canlı bir doğruluk örneği olman gerekmektedir ki bu, peygamberliğinin doğruluğunun en büyük bir delil ve belgesi olacaktır. Bundan dolayı sen sana karşı çıkanların laflarına bakma, onları Allah’a havale et de gerek mü’minlerle müşterek olan inanç ve amele ilişkin genel görevlerinde, gerek yalnızca sana ait özel görevlerinde tam emrolunduğun gibi hakkıyla doğru ol.”

 

Abdullah bin Abbas demiştir ki “Bütün Kur'an içinde Rasûlullah’a bu ayetten daha ağır ve daha çetin bir ayet nazil olmamıştır.” Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Hûd suresi ve benzerleri beni ihtiyarlattı.” (Tirmizî, Tefsîr, 56/3297) buyurmuştur.

 

Hakk’a vâsıl olmak için istikametten başka yol olmadığı gibi, her hususta istikamet kadar yüksek bir makam ve onun kadar zor hiçbir emir de yoktur. Hangi iş olursa olsun, hangi hedef olursa olsun ona ulaşmanın en kısa yolu doğruluktur. Asıl önemli olan ise bir işte doğrunun hangi çizgide olduğunu tespit edebilmektir. Sarsılmadan dosdoğru olan o çizgide yürüyebilmekse daha da zordur. İstenilen hedefe ulaştıktan sonra hiç eğilmeden devam edebilmek, sebat edebilmek ise büsbütün zordur.

 

Bu âyet-i kerimede Rasûlullah’a “Beni ihtiyarlattı” dedirtecek kadar zor olan nokta ise istikamet emrinin kendisiyle ilgili kısmından ziyade asıl ümmeti ile ilgili kısmı olsa gerektir. Zira buyruluyor ki:

“Seninle beraber tövbe edenler de” yani şirkten tövbe edip de imanda seninle beraber bulunan Müslüman olan herkes de tıpkı senin gibi dosdoğru olsun ve azmayın. Allah’ın tayin ettiği sınırları aşıp da onun dışına çıkmayın. Doğruluktan ayrılıp da ifrat ve tefrite sapmayın. Aşırı gitmeyin ey Müslümanlar! Çünkü muhakkak o, yani Rabbiniz bütün yapacağınızı görür; gözünden hiçbir şey kaçmaz, görür ve ona göre karşılığını verir.

 

Habib-i Edibi’ne, onun saçlarını ağartacak ilahî bir istikamet emriyle yol gösteren yüce Rabbimiz diğer bir âyette ise bütün insanlığa tek istikamet örneğinin yine Sevgili Rasûlü olduğunu beyan ediyor:

“İşte (ey peygamberim), sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen sırat-ı müstakime iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.” (Şûrâ, 52-53)

Yüce Allah’ın emri istikametinde ne, nasıl, ne şekilde emrediliyorsa o şekilde yaşayan Rasûl-i Ekrem Efendimiz ümmetinin de istikamet üzere olmalarını istemiş ve sık sık bu mevzu üzerinde durmuştur. “Tam anlamıyla başarmanız mümkün olmasa da siz yine de dosdoğru olmaya çalışın.” (İbn Mace, Taharet 4) beyanlarıyla devamlı olarak müstakim olmaya gayret etmek gerektiğini vurgulamıştır.

“Ya Rasûlullah, bana İslam’ı öylesine anlat ki onu bir daha başkasına sormaya ihtiyacım olmasın” diyen sahabisine Efendimiz, İslam'ın en kısa ve en öz tarifini yaparak:

 “Allah'a inandım de, sonra dosdoğru ol” buyurmuştur. (Müslim, İman).

***

İslam kaynakları istikameti üç ana başlıkta toplamışlardır:

 

  1. Kalbin İstikameti

Kalp, bütün niyetlerin, kabullerin, retlerin ve kararların merkezidir. Kalbin istikameti kaybetmesi yani doğru tercihi, doğru kararı ve niyeti kaybetmesi insanın bütün hayatını etkileyecektir. Yüce Allah, Musa aleyhisselâm’ın kavmini anlatırken “Onlar yoldan sapınca Allah da kalplerini doğru yoldan saptırdı” (Saf, 5) buyurarak insanın yoldan sapınca kalbinin de farklı yönlere sapabileceğini beyan eder.

Rabbimizin kendi kelamı ile mü’minlere talim buyurduğu dua ise:

“Rabbimiz, bizi hidayet erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme, bize katında bir rahmet bahşet. Şüphesiz lütfu bol olan ancak sensin.” (Âl-i İmran, 8) ilticasıdır.

  1. Dilin İstikameti

İstikamette dilin dürüstlüğü büyük bir önem arz etmektedir. Kalp, beden ülkesindeki tüm âzâların hükümdarıdır. Tek Allah’a iman edip dürüstlüğü benimseyen bir kalbe sahip olan beden, huzur ve saadet mekânıdır. Kalp sağlam olduğunda diğer azalar da istikamet üzere olurlar. Dil ise kalbin tercümanıdır. Onun doğruluğu ve eğriliği diğer azalara da tesir eder.

Nitekim bir hadis-i şerifte: “İnsan sabahlayınca bütün organları dile başvurur ve (adeta ona yalvararak) şöyle derler: ‘Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz.” buyrulmuştur. (Tirmizi, Zühd 61).

 

Konuyla alakalı bir başka hadiste Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Dil istikamet üzere olmadıkça, kalp istikamet üzere olmadıkça iman müstakim olmaz” (Ahmet bin Hanbel, El-Müsned, III/198).

  1. Hal ve Hareketlerin İstikameti

İstikametin hayatîleşmesi demek olan bu hâl, hayatın bütün alanlarında şer'î sınırlar içinde, ciddi bir kararla hayatı devam ettirebilmektir.

Karşısına çıkan zorluklar, dünyanın aldatıcı cazibesi veya nefsin arzuları karşısında savrulmadan durabilmek; ticarette, ailede, sokakta ve her türlü sosyal münasebette ilahi ölçüleri muhafaza edebilmektir. Her adımda Rıza-yı Bârî’yi merkeze alabilme iradesidir.

“Ey kalplere tasarruf eden Rabbimiz! Kalplerimizi dinine ve sana itaat üzere sabit kıl.” (Tirmizî, Deavat 89).

“Ya Hayyu, ya Kayyûm! Dinî-dünyevî, küçük-büyük her işimi istikamet üzere eyle ve göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa beni nefsimin (tesirine) bırakma!” (Neseî)